Transcript · Turkish → Arabic
Dialogue in a Dramatic Scene
ماذا تفعلين؟
لماذا جئتِ؟ عودي إلى طاولتك. لا، لا تسيئي إلى ضيوفك، مفهوم؟
جيهان الصغير، اذهب.
سأغادر بعد أن أنهي طعامي.
ألم تجدي مكانًا آخر لتأكلي فيه في بودابست الكبيرة؟
لا أسألكِ حتى كيف وجدتِ هذا المكان، إن كنتِ قد لاحظتِ.
لا بد أن رجالك وصلوا قبلي، وجلسوا في مكان ما بالفعل.
إذًا لن أسألكِ عن ذلك الشيء أيضًا.
كيف في تلك أوروبا الشاسعة
اخترتِ المدينة التي يعيش فيها إنفر أيهانلي، الذي تسمينه حبي الأول؟
وأنا لن أسألكِ هذا أيضًا.
اسأل. إنها مصادفة. لم آتِ عن قصد، بالتأكيد.
لم أكن أعرف أنه يعيش هنا. ثم إن
ما شأنك أصلًا؟ لستُ مضطرة لتفسير الأمر لك.
لستِ مضطرة.
سألتِني سؤالًا، فأجبتكِ عنه.
وإلا، فافعلي ما تشائين، لا شأن لي.
إن كنتِ لا تكترثين إلى هذا الحد، فلماذا تسألين إذًا؟
ظهر رجل جديد حول جيهان.
من يكون هذا الرجل وما قصته
لا بد أن أعرف.
يا إلهي، جيهان.
أجل.
مرحبًا. أهلًا بكم.
آيلا، لا توجد مشكلة، صحيح؟
لا، لا. أنا قادمة بالفعل. كنت، يعني، في طريقي.
إذًا دينيز
فظيع.
End of transcript · 166 words · machine translated
Original transcript (Turkish)
Ne yapıyorsun? Niye geldin? Masana geri dönsene. Yok, misafirlerine ayıp etme ha. Cihancık, git. Yemeğimi bitireyim, gideceğim. Yemek yiyecek başka bir yer bulamadın mı koca Budapeşte'de?
Burayı nasıl buldun diye hiç sormuyorum farkındaysan. Adamların benden önce gelmişlerdir, bir yere oturmuşlardır bile. O zaman ben de sana şeyi hiç sormayayım. Nasıl oldu da o koskocaman Avrupa'da o ilk aşkım dediğin Enver Ayhanlı'nın yaşadığı şehri seçtin?
Ben de sana bunu sormayayım. Sor. Tesadüf. Bilerek gelmedim herhalde. Burada yaşadığını bilmiyordum. Ki sana ne zaten? Sana açıklama yapmak zorunda değilim ben. Değilsin.
Sen bana soru sordun, ben de cevabını verdim. Yoksa ne yapıyorsan yap, bana ne. Bu kadar umursamıyorsun, niye soruyorsun o zaman? Cihan'ın etrafında yeni bir adam belirmiş. Bu herif kimdir, neyin nesidir bilmem
lazım. Ay Cihan. Ya. Selam. Hoş geldiniz. Ayla bir sorun yok, değil mi?
Yok, yok. Geliyorum zaten. Şeyde, gidiyordum. Demek Deniz berbat.