Transcript · Turkish → Portuguese
Discussion on Health Remedies and Traditions
Que Deus nos livre da retenção urinária.
Sabe o que significa retenção urinária, doutor?
- Globo vesical, incapacidade de urinar. - Globo vesical,
incapacidade de urinar. - Incapacidade de urinar. Sim, retenção urinária.
incapacidade de urinar. - Incapacidade de urinar. Sim, retenção urinária.
Retenção urinária.' Bevl' significa urina.
Dizem que é um tipo de tormento do túmulo.
É muito doloroso.- A incapacidade de urinar é muito grave.
Sofrer de retenção urinária é muito doloroso.
O que se vai fazer? Deus…
Esta coisa, Dr. Ali, meu senhor…
sabe o nabo, o nabo preto.
O senhor é da Turquia?- Sim.
Se der para beber o suco de nabo preto, desobstrui de
manhã e à noite, com a permissão de Deus. Nabo preto.
Siyah şalgam.
E também, esta toranja. - Suco de toranja.
Os pacientes dizem isso.- Dizem?
Estes dois…- Quanto à toranja, eu bebo todos os dias.
Naturalmente, isso ajuda, traz alívio.
Mas… isto acontece com muitas pessoas,
bu çok insanlarda,
com os viciados em bebida.
É um castigo para eles.- Sim.
Quer dizer, se alguém chega ao ponto de embriaguez, Deus certamente lhe dá um
illa Allah bir tokat vurur ona, o şey eder.
É por causa do tormento do túmulo. - Sim.
Que Deus nos proteja.
Mas estes dois...
nabo, suco de nabo, e também aquela coisa, senhor...
bir de şey, efendim...
toranja. Toranja.
Antigamente, doutor, nós tínhamos o' leymon' aqui. Conhece o' leymon'?
O que chamamos de' leymon'...
- Sim.- Chamamos de azedo.- Sim.
O que chamamos de' leymon' é agridoce... Algo que é agridoce.
É como aquela laranja grossa.- Sim. Ela é redonda.
Değirmi olur o. Efendim...
Bir parça acısı var. Güzel tatlıdır. Efendim...
Mas quando você come aquela película, ela tem um toque de amargor.
bir parça acılığı var. Bir de onun, doktor...
nós fazemos chá com a casca dela e bebemos.
Para o estômago e para as vias urinárias...
ajuda muito.
- Sim, para as vias urinárias.
Lá para os lados de Türkmenköy, em Hergama...
os gregos tinham hectares de...
tinham limões, que enviavam para a Europa.
Especialmente a semente de dentro a Europa queria.— Sim. Amarga.
isterdi Avrupa. - Evet.
Fazem remédio com ela.
Em nenhum lugar há a força desse remédio.
Agora, os nossos acabaram com centenas de dönüms de terra por lá.
Não cuidaram, não fizeram nada.
onlar kahvede oturdu, şeyleri bıraktılar, bahçeler hepsi gitti.
foram todos. Fizeram- nos esquecer o passado, a nossa história.
Este Chipre era uma terra estranha.
End of transcript · 399 words · machine translated
Original transcript (Turkish)
Allah habsü'l-bevlden saklasın. Habsü'l-bevl ne demektir bilir misin doktor? - Glob vezikal, işeyememek. - Glob vezikal, işeyememek. - İşeyememek. Evet, habsü'l-bevl.
Habsü'l-bevl. Bevl sidik demektir. Kabir azabından bir nevidir deniyor o. Çok ağırdır o. - Çok şiddetlidir işeyememe. Habsü'l-bevle uğramak çok ağırdır. Ne yapacaksın? Allah...
Bu şey, Doktor Ali Bey, efendim... şalgam var ya, siyah şalgam. Siz Türkiye'densiniz? - Evet. Siyah şalgamın suyunu içirsen sabah akşam açar o Allah'ın izniyle.
Siyah şalgam. Bir de şey, bu greyfurt. - Greyfurt suyu. Onu hastalar söylüyor. - Söylüyorlar mı? Bu ikisi... - Greyfurt için her gün içerim ben. Tabii olaraktan şey eder, kolaylık verir.
Lakin... bu çok insanlarda, içkiye müptela olanlarda var. Bir cezadır onlara. - Evet. Yani ayyaşlık derecesine çıktı mı bir kimse,
illa Allah bir tokat vurur ona, o şey eder. Kabir azabındandır. - Evet. Allah'a sığındık. Ama bu ikisi... şalgam, şalgam suyu,
bir de şey, efendim... greyfurt. Greyfurt. Bizim eskiden, doktor, burada leymon vardı. Bildiniz mi leymonu? Biz leymon dediğimiz, biz ekşiye leymon demeyiz. - Evet. - Ekşi deriz. - Evet.
Leymon dediğimizde tatlı ekşi... Tatlı ekşi olan bir şey. O tıkan portakalı gibi. - Evet. Değirmi olur o. Efendim... Bir parça acısı var. Güzel tatlıdır. Efendim... Lakin o zarını yediğinizde
bir parça acılığı var. Bir de onun, doktor... kabuğunu biz çay yapar içeriz. Mide ve mesalik-i bevliyeye... yardımı çoktur. - Evet, idrar yollarına.
Bu Türkmenköyü tarafında, Hergama'da... dönümlerle Rumların şeyleri vardı, leymonları vardı, Avrupa'ya yollarlardı. Bilhassa bu içindeki çekirdeğini isterdi Avrupa. - Evet.
Acı. Ondan ilaç yaparlar. Bir yerde o ilacın kuvveti yoktur. Şimdi yüzlerce dönüm şeyi bitirdi bizim üsluplar orada. Bakmadılar, etmediler. Efendim, hükümet para verdi, onlar kahvede oturdu, şeyleri bıraktılar, bahçeler hepsi gitti.
Eskiyi, tarihimizi unutturdular bize. Bu Kıbrıs acayip bir memleketti.