Transcript · Turkish → Japanese
Prison Visit and Family Struggles
80歳の女性が孫に会うために
刑務所に来ました。
私は外で1時間かけて
説得しようとしました。
「おばあちゃん、
クルド語は話さない
で」と言いました。
「息子さんが罰せられたり
拷問されたりしないように」
「トルコ語で『息子の
メフメト、元気かい?』
とだけ言って」「これだけ
を言ってね」と。
私は何時間も座ってその
おばあさんに説明しました。
彼女は覚えたようで『息子の
メフメト、元気かい?』
と言うはずでした。
刑務所の外門、庭の門が開き
ました。私たちは庭に行き
そこで1時間待ちました。
「私語は禁止だ、話してはなら
ない」と。おばあさん
に「『息子のメフメト、
元気かい?』と言うんだ
よね」と確認もできません。
話せば、警棒で殴られてし
まいます。何も言えないまま、
面会室に入りました。
息子や孫の姿を見て彼女
は嬉しさのあまりこう言っ
たのです。クルド語で「
メフメト、元気かい?」
と「メモ・ラウ、
ディ・チャワニ?」
と言ったのです。
すると彼も嬉しそうに「
お母さん、元気だよ」
と「ダイェ、エズ・バシム」と
答えました。メモはすぐ
に警棒で殴られながら
連れて行かれました。
この女性は蹴られました。
私たちのそばには兵士が二人立
っていました。
二人の兵士が蹴り、
女性は仰向けに地面に倒
れました。一人の兵士
が両足を、もう一人が
脇の下を抱え、
彼女を庭に放り投げたのです。
息子はこう言いま
した。「お母さん、
面会は終わりだよ。
行って、あのおばさんを
地面から起こしてあげて」
私は息子と話すこともできず、
行って彼女を地面から
起こしました。彼女の身分証
と自分の身分証を机から取り、
おばさんを外へ連れ出
しました。おばさんは恐怖の
あまり、そこでは声も出ません
でした。外に出てから、
彼女は泣き叫びました。
その叫び声に、そこにい
た人々の体が震えました。
その女性の叫びは天に
まで届くかのようでした。
私はもう耐えられなくなり、
その場を立ち去りました。
それ以来、あの女性を見る
ことはありませんでした。
あの女性や彼女の息子に何が
起きたのか、
私にはわかりません。
天にまします神のみぞ
知ることです。これが生きてい
ると言えるのでしょうか?
End of transcript · 497 words · machine translated
Original transcript (Turkish)
80 yaşındaki bir kadın cezaevine torununu görmeye geldi. Ben bir saat dışarıda uğraştım. Ben bir saat dışarıda uğraştım. Teyzeciğim dedim, Kürtçe konuşma. Teyzeciğim dedim, Kürtçe konuşma.
Oğlun ceza görmesin, oğlun işkence görmesin. Oğlun ceza görmesin, oğlun işkence görmesin. Türkçe yalnız söyle: "Mehmet oğlum nasılsın?" Türkçe yalnız söyle: "Mehmet oğlum nasılsın?" Bunu söyle.
Bunu söyle. Saatlerce oturdum, o neneye anlattım. Güya öğrendi, "Mehmet oğlum nasılsın?" diyecek. Cezaevinin dış kapısı, bahçe kapısı açıldı. Cezaevinin dış kapısı, bahçe kapısı açıldı.
Gittik bahçedeyiz, bir saat bekledik. Konuşma yok, konuşmayacaksınız. Teyzeye hatırlatamıyorum, "Teyze, Mehmet oğlum nasılsın diyeceksin değil mi?" diyemiyorum. Teyzeye hatırlatamıyorum, "Teyze, Mehmet oğlum nasılsın diyeceksin değil mi?" diyemiyorum. Konuşsam joplanacağım.
Söyleyemedim, girdik görüşe. Oğlunu, torununu görünce sevincinden baktım dedi: "Memo law, di çawanî?" Kürtçe söyledi Mehmet oğlum nasılsın diye. "Memo law, di çawanî?" Kürtçe söyledi Mehmet oğlum nasılsın diye. O da oradan sevinçle dedi: "Dayê ez baş im." Anne ben iyiyim.
O da oradan sevinçle dedi: "Dayê ez baş im." Anne ben iyiyim. Memo zaten joplanarak gitti. Memo zaten joplanarak gitti. Bu kadın tekmelendi. Yanımızda zaten iki asker duruyor. İki asker tekme vurdu, kadın sırtüstü yere düştü.
İki asker tekme vurdu, kadın sırtüstü yere düştü. Bir asker iki ayağından, bir asker koltuğunun dibinden tuttu, bahçeye fırlattı kadını. Bir asker iki ayağından, bir asker koltuğunun dibinden tuttu, bahçeye fırlattı kadını. Benim oğlum şöyle söyledi: "Anneciğim görüş bitti, git teyzeyi yerden kaldır." Benim oğlum şöyle söyledi: "Anneciğim görüş bitti, git teyzeyi yerden kaldır."
Ben görüşemedim oğlumla, gittim yerden kaldırdım. Onun kimliğini, kendi kimliğimi masadan aldım, teyzeyi dışarıya çıkardım. Onun kimliğini, kendi kimliğimi masadan aldım, teyzeyi dışarıya çıkardım. Teyze orada korkudan sesi çıkmadı. Dışarı çıktıktan sonra bir feryat etti,
Dışarı çıktıktan sonra bir feryat etti, oradaki insanların vücudu titredi onun feryadından. Göklere yükseldi o kadının feryadı. Göklere yükseldi o kadının feryadı. Ben artık dayanamadım, çektim gittim.
Bir daha da o kadını görmedim. O kadına ne oldu, oğluna ne oldu ben bilmiyorum. Yukarıdaki Allah biliyor. Bu yaşam mıdır?