Transcript · Turkish → Portuguese
Discussion on Gaza and Truth
Primeiro, você terá de se libertar para que
os que estão perto de você, à sua volta, escravizados pelo sionismo,
caídos, envenenados, que perderam a si mesmos, seus próprios
irmãos, também possam se libertar. Ou seja, pedem contas a você por Gaza,
mas a quem pedem contas de quem está ao seu lado?
Novamente, a vocês.
Isso significa que a responsabilidade é grande.
Exige um estado de adultez, de maturidade e de plenitude
espiritual.
Por isso,
deixando todos os cálculos e planos de lado,
lançando sinceramente sobre nós mesmos, pelos olhos daquela criança de Gaza, um
olhar,
deixando de lado as suposições irreais,
vendo como as pessoas vivem e como morrem,
fazendo declarações que não traiam o que vemos
...Porque os olhos veem, se você olhar.
Gaza é um lugar assim, Abu Ubaida tinha uma frase.
Acho que foi no começo de tudo isso.
Ele estava falando de suas próprias armas, equipamentos e assim por diante.
Dizia assim: "O outro lado tem tais e tais armas, nossos mísseis são assim.
Eles têm bomba atômica, armas nucleares, aviões etc."
Por fim, proferiu uma frase muito interessante.
Pensei muito tempo sobre aquela frase.
Ao descrever a própria situação, disse: "Em Gaza, nós não temos nem uma
montanha."
Ou seja, uma montanha em que possamos nos apoiar ou atrás da qual possamos nos abrigar.
Essa montanha — claro, por eu ser um trabalhador da literatura, um tradutor
e por ter muita curiosidade por leitura e livros —
é uma metáfora muito usada em nossa literatura.
é uma metáfora muito usada em nossa literatura.
A verdade está atrás da montanha nevada.
Quando os antigos perguntavam: "Quem conhece a verdade?",
os sábios diziam: "Aqueles que vão para trás da montanha nevada
sabem."
Em Gaza, a verdade não tem uma montanha nevada.
Está bem à vista, como num prato.
Ou seja, quem olha para Gaza com o coração sincero
todos que olham usando
o que é a verdade, o que é a falsidade, o que é a realidade,
o que é o desvio,
quem é o opressor, quem é o oprimido, podem ver isso.
End of transcript · 346 words · machine translated
Original transcript (Turkish)
Önce sen kurtulmuş olacaksın ki yakınındaki, yörendeki Siyonizme esir düşmüş, zehirlenmiş, kendini kaybetmiş öz kardeşlerini de kurtaracaksın. Yani Gazze'yi senden soruyorlar da senin yanındakini kimden soruyorlar?
Gene sizden soruyorlar. Demek ki mesuliyet büyük. Bir yetişkinlik hali, bir olgunluk hali, bir kemaliyet hali gerektiriyor. O yüzden
bütün hesapları kitapları bir tarafa bırakıp, samimice kendimize o Gazzeli çocuğun gözlerinden bir bakıp, artık farzı muhal etmeyi bir kenara bırakıp, insanların nasıl yaşadıklarını ve nasıl öldüklerini görerek,
gördüğümüze ihanet etmeyen söylemlerde bulunarak... Çünkü göz görüyor bakarsan. Yani Gazze öyle bir yer ki Ebu Ubeyde'nin bir sözü vardı. Bu işin başlarındaydı sanıyorum. İşte kendi silahlarını, donanımını vesaire anlatıyordu.
Diyordu ki işte "Karşı tarafın şöyle şöyle silahları var, bizdeki füzeler böyle. Onlarda atom var, nükleer var, uçak var vesaire." Sonunda çok enteresan bir cümle etti. Ben çok uzun süre düşündüm o cümlenin üzerine. Kendi vaziyetlerini tarif ederken dedi ki "Bizim Gazze'de bir
dağımız bile yok." Yani sırtımızı dayayacağımız veya ardına sığınacağımız bir dağ. Bu dağ -tabii ben bir edebiyat emekçisi olduğum için, bir çevirmen olduğum için, merakım da çok olduğu için okumaya, kitaplara-
bizim literatürde çok kullanılan bir metafordur. Hakikat karlı dağın ardında durur. "Hakikati kimler bilir?" diye sorduklarında eskiler, erenler derdi ki "Karlı dağın ardına gidenler bilir."
Gazze'de hakikatin karlı bir dağı yoktur. Tabak gibi ortadadır. Yani Gazze'ye samimi bir gönülle gözünü kullanarak bakan herkes hak nedir, batıl nedir, hakikat nedir,
dalalet nedir, zalim kimdir, mazlum kimdir bunu görebilir.