Turkish → Arabic transcript
ماذا حدث يا ابنتي؟ وجهكِ كأنه من مرمر مجدداً. لقد هرب الدم كله من عروقكِ.
سرحات يفعل كل ما بوسعه ليسلبني دمي وروحي وكل ما أملك. هل هذا الحمل عادل
بالنسبة لي؟ انظري إلى حالي. لم يعد لدي راحة ولا طمأنينة. حسناً يا ابنتي.
كفي أنتِ أيضاً عن ملاحقة هذا الأمر.
ها؟ دعي الأمر يستهلكه. انظري، الليل مظلم لكن القمر ساطع جداً.
لماذا؟ لأنه يصبر على الليل. روحي، وقلبي لن ينورا أبداً.
yüreğim hiçbir zaman aydınlanmayacak.
لقد ذبلتُ وضعتُ بين أيدي هؤلاء الناس. لا تقولي هذا. لقد تدهورت معنوياتكِ بسبب
الجوع، أليس كذلك؟
آسية، يا ابنتي، أحضري بعض الحليب الدافئ. وضعي فيه الكثير من عسلي الشافي
الذي تعرفينه، ضعي منه بوفرة، حسناً؟
لقد عذبتني في المستشفى. وأنا سأحاسبكِ حساباً عسيراً.
ستموتين قبلي. هل فهمتِ؟ هذا ليس مضموناً أبداً، يا من تحترق.
ربما يأتي الدور على آسية أولاً. ستدور الأيام،
يقولون إن الأحوال تتبدل، ويأتي يوم الحساب.
يا رجل، ماذا يقول هؤلاء؟ ألم تتحدث أنت؟
End of transcript · 154 words · machine translated
Original transcript (Turkish)
Kızım ne oldu? Ya yüzün gene mermer gibi. Bütün kanın çekilmiş. Serhat ne yapıyor ne ediyor benim bütün kanımı, canımı, her şeyimi çekiyor. Ya bana böyle hamilelik reva mı? Baksana halime. Ne rahatım kaldı ne huzurum kaldı. Tamam kızım. Sen de bırak artık bu işin peşini. Ha? Kendi yesin kendiye. Bak, gece karanlıktır ama ay apaydınlıktır.
Niye? Geceye sabrettiği için. Benim ruhum, yüreğim hiçbir zaman aydınlanmayacak. Çürüdüm kaldım bu insanların elinde ben. Ya deme öyle. Senin açlıktan maneviyatın bozulmuş, ha? Asiye, kızım bir süt getir ılık. İçine de o benim şifalı balım
var ya ondan bol bol koy, ha. Sen beni hastanede işkence ettin. Ben de hesabını büyük keseceğim. Sen benden önce öleceksin. Anladın mı? Orası hiç belli olmaz, yanan. Belki de önce sıra Asiye'ye gelir. Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner demişler.
Yahu bunlar ne anlatıyorlar? Sen konuşmadın mı?