Transcript · Turkish → Spanish
Turkish → Spanish transcript
¿Qué es eso?
Estos son tuyos.
¿Los compraste para consolarme?
Te esforzaste en vano.
Nada puede ocupar tu lugar.
¿Es esto hambre?
¿Vinimos aquí por esto?
Ahora irás a la cárcel siendo inocente.
Esto es injusticia.
Esto es injusticia.
Vámonos.
Vámonos, por favor, vámonos lejos.
Vivamos en otro lugar.
De verdad.
Tenemos que hacer algo.
Por favor.
Con las manos atadas, tu salida por esa puerta
no podré verla.
Por favor.
Tranquilo.
Tranquilo.
Tranquilo.
Ven.
Ven.
¿Cómo puedes ser tan frío?
No lo entiendo para nada.
Porque no tengo otra opción.
Porque si yo me derrumbo, todo se vendrá abajo.
Aunque me vaya, esta mansión tiene que mantenerse en pie, Melek.
No.
Tiene que haber algo que podamos hacer.
Lo intentamos.
Probamos de todas las formas.
No funciona.
No funcionó.
Es injusto.
Es injusto.
Te sacrificas por esto una vez.
Ese es el precio de ser madre.
Melek.
Si recibo una condena muy severa
no puedo decirte que me esperes.
No puedo hacerte esta injusticia.
Qué estás diciendo?
Qué dices?
No nos prometimos algo?
No dijimos 'en las buenas y en las malas'?
Si me pasara algo así, ¿no me esperarías?
Te esperaré hasta morir.
Pase lo que pase
Yo estaré aquí
en esta mansión
Te esperaré para siempre.
Déjalo.
End of transcript · 210 words · machine translated
Original transcript (Turkish)
O ne? Bunlar senin. Beni avutmak için mi aldın onları? Boşuna uğraşmışsın. Senin yerini hiçbir şey tutamaz.
Ağlık bu mu? Biz bunun için mi geldik buraya? Şimdi suçsuz yere hapse gireceksin. Haksızlık bu. Haksızlık bu.
Gidelim. Gidelim ne olur ürküsüne gidelim. Başka bir yerde yaşayalım. Gerçekten. Bir şey yapmamız lazım.
Lütfen. Elim kolum bağlı bu kapıdan çıkıp gidişini ben izleyemeyeceğim. Lütfen. Sakin.
Sakin. Sakin. Gel. Gel. Nasıl bu kadar soğukkanlı olabiliyorsun?
Hiç anlamıyorum. Çünkü başka çarem yok. Çünkü ben yıkılırsam her şey yıkılır. Ben gitsem de bu konak ayakta kalmak zorunda Melek. Hayır.
Yapabileceğimiz bir şey olmalı. Denedik. Her yolu denedik. Olmuyor. Olmadı.
Bu haksızlık. Bu haksızlık. Kendini bunu bir kere feda ediyorsun. Ağ olmanın beledi de bu işte. Melek.
Ben eğer çok ağır bir ceza olursam sana beni bekle diyemem. Sana bu haksızlığı yapamam. Ne diyorsun sen? Ne diyorsun?
Biz birbirimize bir söz vermedik mi? İyi günde kötü günde demedik mi? Benim başıma da böyle bir şey gelse sen beni beklemeyecek misin? Ölene kadar beklerim. Her ne olursa olsun
ben burada bu konakta seni sonsuza kadar bekleyeceğim. Bırak.