Transcript · Arabic → Turkish
Military Encounter and Weapon Exchange
Tabii ki o uçaklar ateş ediyordu ve dönüp tekrar ateş ediyordu
Savunma Bakanı'na ulaştığında tabancasını çekti, ateş etmek için kurdu
Çünkü tabancalar tutukluk yaptı, ben ise tabancamı çekmemiştim
Bu kabadayılıkla ne yapacak ki?
Yanımızdan tesadüfen tüfek taşıyan bir asker geçti
Ona, 'Şu tüfeği ondan al bize' dedim
Ona 'Falan kişi burada, bize tüfeği ver' demedi
O ve asker çekişmeye başladı
Asker tüfeğini vermek istemiyordu, sonuçta savaş ve çatışma vardı
Ona seslendim, 'Ebu Halil istiyor, bize tüfeği ver' dedim
Vallahi bizi kararlı gördü
Bize tüfeği verdiğinde, sanki artık elimizde tüm
Irak ordusunun silahları varmış gibi hissettik
Kocaman bir tüfekti
Tabancayla kıyaslandığında çok büyüktü
Uçaklardan biri dönüp üzerimize doğru geldi
Bizden yaklaşık 400 metre uzaktaydı
İki namlulu topuyla dönüp bize ateş ediyordu
Fatma'nın kardeşi kendisini önüme siper etti
Ve cesaretle haykırdı: 'Ben Fatma'nın kardeşiyim!'
End of transcript · 132 words · machine translated
Original transcript (Arabic)
طبعا هي من الطيرات بالترمية واستدارة الترمينة اللي وصلت وزير الدفاع جرى المسدس سحب يطلقها لأنه طرق المسدسات وانا المسدسي ما سحبته انه شو يسوي بهالعنجلية مر من يمنا الجندي بالصدفة حامل بندقية
قلت له خذلنا هالبندقية منه ما قال له فلان موجود نطينا البندقية بدأ يتلاوى هو وجيني الجندي ما يريد ينطي بندقيته هم قتال وحرب صحت علي أنا قلت له ابو خليل يريد نطينا البندقية
والله شافنا عد من نطينا البندقية عبالك هسا صار عندنا كل سلاح الجيش العراقي كبرها بندقية والمقارنة للمسدس كبيرة
استدارة احدى الطائرات جات علينا صارت حوالي 400 متر عنا استدارة بمدافع احدتين ترمينة اخو فاطم عاد ذات نفسه جدامي وتنخى قال لنا اخو فاطم