Transcript · Arabic → Turkish
Personal Accounts of Violence and Loss
Teyzem bize gördüğü ve anlattığı bu hikâyeleri anlatmaya başlayınca
bazıları el-Beyda ve aileler hakkındaydı.
Kadınların önünde öldürülen gördüğü çocuklar hakkındaydı.
Sawsan hakkında,
oğlunu saklıyordu. Oğlu yaklaşık on dört yaşında, ergenliğin başındaydı.
Hatları belli olmaya başladı. Onu namaz örtüsüyle örttü.
Bunlar yani namaz kıyafetleri, bunlar
bir tür gizlenme sayılıyor.
Sonra güvenlik görevlisi onu fark etmiş gibi geldi ve, “Sen kimsin?” dedi.
Oğluna sarılıp, “Allah aşkına, ondan başka kimsem yok, onu bana bırak,” dedi.
Sonra onun başını önünde kesti.
Teyzem, gördüğü manzaraya göre bedeninin hâlâ ayakta kaldığını söyledi.
Başı düştü. Bunun ne kadar doğru olduğunu ya da onun nasıl,
denir... Sawsan oğluyla yaşıyormuş gibi konuşmaya devam etti ve
onu bırakamadı.
Aynı anda burada karşılaştığım başka bir anne de bana anlattı.
İki oğlu şehit oldu. “Onları görmeye dayanamadım, hâlâ
oğullarımın şehit olduğuna inanamıyorum,” dedi. İki
oğlu ve iki kişi daha şehit oldu.
Onları köye zorla getirmişti çünkü,
tatil olduğu için tüm köy tatil yapıyor, o yapmıyordu.
Sonra duyunca
sesi
Sawsan'ın oğlunun sesini, daha doğrusu Sawsan'ın sesini ve çığlıkları,
oğlunun elini tutuyormuş. “Oğlum yaşıyor mu diye elini sıktım
mı, değil mi diye.”
Bakamıyordum. Yaşadığını gördüm. Elini tutmaya devam edip koştum.
Hâlâ aslında birinin şehit düştüğüne inanamıyor.
Ona, arkadaşım Hanifa'yı da sordum, güya
katliamın olduğu ilk gün düğünü olacaktı.
Nişanlısı denizlerde seyahat eden bir
kaptandı. Düğünlerini yapmak için geldiğini, çok
konuştuklarını
çeyizden ve köylerdeki bu alışılmış şeylerden.
Bana şöyle dedi,
Hanifa'nın
nişanlısını, güya artık kocası olması gereken adamı ve bütün kardeşlerini
öldürdüler. Adları Ebu Vail'in oğullarıydı. Kapının önünde,
yani evlerinin kapısında, bahçe yolunda. Onlar Siyyah
bahçesinin başlangıcındaydılar.
Hanifa'nın kardeşlerinin de hepsini öldürdüler.
Evlenmesi gereken evi de tamamen yandı, bütün
çeyiziyle birlikte.
End of transcript · 267 words · machine translated
Original transcript (Arabic)
ووقت بلشت تحكي لنا خالتي هذي القصص اللي شافتها واللي حكيت بعضها عن البيضة، عن العوائل الـ- الأطفال اللي شافتهم قتلوه قدامها النساء. عن سوسن اللي كانت مخباية ابنها. ابنها كان بداية البؤة تقريبًا أربعطعشر سنة
فبلشت تبين لها المعالم. غطيته بغطا صلاة. هدول ثياب الصلاة اللي يعتبروا يعني هدول نوع من الأخفاء. فجاء العنصر كأنه انتبه عليه فقال له مين أنت؟ فمسكت بابنها وقالت له الله يخليك ما عندي غيره اترك لي إياه،
فقطع له رأسه قدامها. قالت خالتي إنه حسب المشهد اللي شافته ضل جسمه واقف ورأسه نزل. ما بعرف هالشي لأي درجة صح أو إنه هي هيك شو اسمه. وظلت سوسن عم تحكي ابنها على إنه عايش وما قدرت تتركه.
عن نفس اللحظة رجعت حكت لي كمان أم ثانية التقيت فيها هون استشهد اثنين أولاد. قالت لي أنا ما قدرت أشوف حتى لحد الآن ما مصدقة إنه أولادها استشهدوا. استشهد اثنين من أولادها وبأثنين. كانت جايبتهم مجبرين على الضيعة لأنه،
لأنه فيه عطلة كل الضيعة بتعطل وهي لا. فلما سمعت صوت ابن سوسن أو بالأحرى صوت سوسن والصريخ فكانت ماسكة إيد ابنها. قالت شدت عيد ابني لأشوف إذا هو عايش ولا
لا. ما كنت أقدر أتطلع. شفت إنه عايش. ظليت ماسكة إيده وركضت. فهي لحد الآن ما مصدقة أصلًا إنه عند حدا استشهد. كمان سألتها عن صديقتي حنيفة كانت يفترض عرسها بأول يوم اللي صارت فيه المجزرة.
وهي كان اللي كان خاطبها كان يسافر بالبحر قبطان. على أساس إجاء حتى يعملوا عرسهم وكانوا كتير يحكوا عن الجهاز وعن هاي الأشياء المعتادة بالضيع. فقالت لي،
قالت لي حنيفة خطيبها اللي يفترض يكون صار زوجها هو وكل إخوتهم قتلوه. اسمهم أولاد أبو وائل. قدام الباب، باب بيتهم يعني على طريق البستان. هن كان بداية بستان الصياح.
وأخوة حنيفة كمان كلهم قتلوه. وبيتها اللي يفترض تتزوج فيه احترق كله بكامل الجهاز.