Transcript · Turkish
Bkeg86
İnkılapla ilgili olarak aslında dinden soğutma gayesi de
güttüğü üzerine bir konuşma geçti ya, siz böyle bir yorum yaptınız ya diyor ki
"Atatürk'ün Kuran'ı Türkçe meal ettirmesi aslında bir devrimdir.
Bunu niye hatırlamıyor?" diye yazmış.
Atatürk Kuran'ı neden Türkçeye çevirdi biliyor mu acaba bu arkadaş?
Neden çevirdi hocam? Siz söyleyin.
Onu--
Kazım Karabekir'le Atatürk'ün arasında geçen bir konuşma var.
Lütfen o konuşmada Atatürk'ün o konuda ne söylediğini araştırsın ve öğrensin bu
arkadaşımız.
Ben, ben burada söylersem birtakım kimseler hop
oturup hop
kalkacaklardır yerlerinde. Çünkü tenkide tahammülümüz yok bizim.
Ama Atatürk'ün Kazım Karabekir Paşa'ya Kuran'ı tercüme ettirdiği
zaman söylediği bir cümle var. Çok mühim bir cümledir.
Onu öğrensin arkadaş.
Ama siz ısrar ederseniz söyleyebilirim.
Söyleyin.
Söyleyeyim. Diyor ki Atatürk, "Karabekir Kuran'ı Türkçeye
çevirttirdim, millet okusun ve o Arap oğlunun"
Peygamberden bahsediyor. "O Arap oğlunun ne yağveler yediğini
görsün." diyor.
Atatürk'ün Kuran'ı Türkçeye çevrilmesinin başında bu geliyor.
Eğer isterseniz ben beraberimde getirdim.
Atatürk zamanında
okutulan dört ciltlik tarihimiz vardır.
O tarihte İslamiyet ile ilgili, peygamberle ilgili söylenenleri burada
size
okuyabilirim. "Muhammed kendinin bulduğu ve doğru
olduğuna inandığı bir
dine vatandaşlarını davet etmeye başladı. Bunun ismi İslam'dır." diyor.
Ne malum bunun doğru olduğu?
Neyin doğru olduğu?
Bu anlattığınızın doğru olduğunu.
Size okuduğum-
Kitap gösteriyorum.
Sizin okuduğunuzun da-- yanlış ifade etmeyeyim, özür dilerim.
Yani sizin okuduğunuzun doğru olduğu ne malum?
Efendim, tarih kitabı bu. Tarih kitabı.
Bu tarih kitabında-
Tamam, o tarih kitabının kaynağının doğru
olduğunu nereden biliyoruz?
Bunu, bunu devrin en önemli şahısları yazmışlar.
Kimler yazmış biliyor musunuz?
Bu kitabın başında var. Onu size okuyayım.
1931 yılında Devlet Matbaasında basılmış.
Mustafa Tevfik Bey. Bu Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri.
Sami Rifat Bey.
Çanakkale milletvekili. Oktay Rifat'ın babası. Yusuf Akçuroğlu.
Profesör.
İstanbul milletvekili. Doktor Reşit Galip Bey.
Aydın milletvekili. Hasan Cemil Bey.
Balıkesir milletvekili. Afet Hanımefendi.
Biliyorsunuz Musiki Muallim Mektebinde öğretmen.
Efendim, İsmail Hakkı Bey. Balıkesir milletvekili.
Reşat-- Reşit Saffet Bey. Kocaeli milletvekili.
Sadri Maksudi Arsal. Şevin Karaysal milletvekili.
Şemsi Ettin Sami Bey.
Affedersiniz Şemsettin Bey.
Sivas milletvekili. Şemsi Bey. Miralay. Yusuf Ziya Bey. Eskişehir milletvekili.
Yusuf Ziya Ortaç.
Hayır, bu Yusuf Ziya Ortaç değil, başka bir Yusuf Ziya.
Şu kitabı gösterin bana. Ben de çok merak ettim bunu.
Şimdi buradan-
Belge gösteriyor hocam, okumak lazım.
Buradan ben size evet okuyayım.
Hocam bu o kadar ağır bir şey ki. Şimdi az önce söylemek istemediğinizi,
neden
söylemek istemediğinizi şimdi anlıyorum.
Sonuçta vefat etmiş olan göçmüş bir insandan bahsediyoruz ve söz konusu olan
da
onun imanı ile ilgili bir durum.
Burada kitabın seksen dokuzuncu sayfasında Muhammed'in Daveti
bölümünde diyor ki "Muhammed Mekke'de müşriklik muhitinde ve tesirinde
büyümüş olmasına rağmen dini meseleler ve dini düşünceler pek derin bir
surette zihnini işgal ediyordu. Muhammed kırk yaşına geldiği zaman
vatandaşlarını kendinin bulduğu" yani bu
tarih kitabına göre Kuran Allah tarafından vahiy yoluyla bildirilmemiş ve
Hazreti Peygamber bir tarafa çekilerek Kuran'ı kendisi uydurmuş gibi anlatılıyor.
"Muhammed kırk yaşına geldiği zaman vatandaşlarını kendinin bulduğu ve doğru
olduğuna inandığı yeni bir dine davet etti. Buna İslam denir." diyor.
Kur'an ve vahiy. "Muhammed'in koyduğu esasların toplu
olduğu kitaba Kur'an denir."
diyor. İlk vahiy. Diyor ki "Muhammed uzun bir devirdeki
tefekkürlerinin mahsulü olan ayetleri yüzün ve ihtiyaçlara göre takriz ediyordu.
Bununla beraber kendisini tahrik eden kuvvetin tabiat telkinde bir
mevcudiyet olduğuna samimi surette kani idi." diyor.
Kuran'ı doğrudan doğruya bizim okullarımızda, liselerimizde bin dokuz yüz
elli yılına kadar okutulan resmi tarih kitabıdır bu ve devlet matbaasında
basılmıştır. Bu tarih kitabında çocuklarımıza Kuran-ı
Kerim'in
Allah kelamı olmadığı, doğrudan doğruya Hazreti Peygamber'in
uydurmalarından
ibaret bulunduğu telkin edilmiştir.
Hocam bunlar çok ağır ithamlar.
Yok, niye ağır efendim? Kitap var ortada. Nasıl ağır itham?
Ama biz bunlardan hiçbir şey bilmiyoruz.
Merak ettim ben de bunu. Duyduğum çok ilginç.
Efendim tarih kitabı bu. Devletin çıkarmış olduğu tarih kitabı.
Merak eden okur kitabından.
Sonuçta bir insan inansa da inanmasa da yargılamak bilincisi tabii ki bize
düşmez.
Evet.
Eee,
bunun karşılığı ahirette.
Ben tabii
bu durumdan, bunun ifade edilmiş olmasından dolayı şu
anda huzursuzluk yaşıyorum.
Dediğim gibi eee,
bunların doğru olup olmadığını şu anda üzerine ben hiçbir şey
söyleyemem.
O zaman, o zaman aziz seyircilerimiz araştırsınlar.
Bin dokuz yüz elli yılına kadar okutulan tarih kitapları kimler tarafından yazılmış
ve ne zaman ortadan kaldırmış araştırsınlar, öğrensinler.
Ama araştırmadan, okunmadan itiraz etmek de bence doğru bir
yol
değil.
Eee, şunu da söylemek istiyorum. Artık bizim için eee,
mecburiyet haline geldi. O zaman biz Atatürk ve din üzerine bir
program yapmak
zorundayız şu dakika itibariyle.
Evet, cesaret edemezler, konuşamazlar efendim.
Bizim ne kadar, sizin ne kadar inanmak hakkınız varsa
birtakım kimselerin de,
Atatürk de buna dahildir, onların da inanmamak hakları vardır.
Herhangi bir kimseyi siz bir Müslüman olarak inanmadığı için suçlayamazsınız
katiyen. Dinde çünkü zorlamak yoktur. Ayet-i kerimeyle sabit.
"Lâ ikraha fid din" diyor. Dinde zorlamak yoktur. İnanır inanır,
inanmaz inanmaz.
Fakat ortada böyle eserler var. Peki siz lütfen şu
Kemalizm kitabının altını çizdiğim kısmı okur musunuz?
Kemalizm bunların üstünde yalnız yaşamak dinini aşılayan ve bütün prensiplerini
ekonomik temeller üzerine kuran bir dindir.
Tamam. Kim yapmış yazmış bu kitabı biliyor
musunuz?
Şeref Aykut isimli Edirne milletvekili yazmış.
Şimdi ben bu kitabı kütüphanelerden buldum, aldım.
Alsınlar, okusunlar. Şeref Aykut, Edirne milletvekili yazıyor.
Şeref Aykut yazmışsa bizi bağlar mı bu ya da Atatürk'ü bağlar mı onun bu söylemi?
Hayır efendim, bin dokuz yüz otuz altı yılında ileriye
sürülen bir fikirdir
bu. Yani birtakım kimseler-
Birilerinin birtakım fikirleri ortaya koyması-
Hanımefendi, birtakım kimseler o yıllarda Kemalizm'i
bir din olarak ortaya koymak
istediler. Yanlış olan odur.
Birileri istemiş olabilir.
İşte biz de onu konu-
Ama bu
Mustafa Kemal Atatürk'ü bağlamaz,
değil mi?
Sadece zarar verir.
Bilmiyorum.
Haksız mıyım? Haksız mıyım?
Şimdi ben de desem ki Yavuz Bülent Bakiler aman Allah'ım ne kadar güzel fikirleri
var, ne yüce bir insan. Yavuz Bülent
Bakilerizm bu böyle bir dindir, haydi peşinden gidelim desem siz bana
demez misiniz
"Kızım sen delirdin mi? Otur oturduğun yerde,
kendine gel." dersiniz.
Yani bu sizi hiç bağlamaz.
Elbette izah ederim.
Yani böyle söylersiniz. Ben de bu adamlara "Oturun oturduğunuz
yerde.
Kemalizm bir din değildir." diyorum.
O ayrı tabii ki. Peki.
Eee,
dediğim gibi Atatürk'ün, eee,
tam böyle ortasında olduğu ve din anlayışı üzerine bir program yapmak şart oldu.
Yapamazsınız hanımefendi.
Niye?
Yapamazsınız, mümkün değildir. Kıyametler kopar.
Çünkü kimse Atatürk'ü okumuyor, bilmiyor.
Sokaklarda Mustafa Kemal'in askerleriyiz diye bağırmak çok kolay.
Konumuz bu muydu?
Konumuz bu değildi. Fakat eee, öyle bir noktaya geldi ki zaten son
dakikalarda geldi enteresan bir şekilde.
Mailler neden?
Mailler coştu.
End of transcript · 1,047 words