Racially Motivated Violence in Sarıyer
Şimdi Sarıyer'deki olayda benim yeğenlerim orada dükkanını açmışlardı.
İki sene yakın bunlar sadece Kürt oldukları için
ve doğulu oldukları için bunları çekemiyorlardı, bunlara zulüm yapıyorlardı.
Ve bunlara gelip, biz zamanında Kürtleri çok dövdük.
Biz Kürtleri burada tampilli arabaya yükletip, götürüp dağda boşaltıp öyle geliyorduk.
Siz ne zaman gideceksiniz? Kaç ayınız kaldı?
Vesaire şeyler de yapıyorduk. Ve bütün bunları da durmadan şikayet ediyormuş.
CİMER'e şikayet ediyormuş, Onasazı Belediye'ye, ZAP'ta. Geldiklerinde de bunların prosedü her şeyleri tamam.
Hiçbir eskilerin olmadığını gitmiş. Artık el baktı ki şikayet de bunların dükkanını kapatamıyor.
Bir gün önce dükkana hücum ediyor,
küfürler ediyor, hakaret ediyor. Tabi bu da abisini anlatıyor.
Abisi de geliyor, abisi orada olduğu zaman ikinci günü de.
Yine küfürlü hücum ederken abisi kalkıyor, yakasına yapışıyor.
Ne istiyorsun, ne tutuyorsun? Bunlar birbirlerini çekiştirerek aralarında bir dalaşmazlık oluyor. Şikayet ediyorlar.
Polis gelip bunları alıp götürüyor.
Tabi ki artık bunlar o kadar güçlüdürler ki,
o çocuğu sadece bir dalaşmadan dolayı hiçbir şey yapmıyorlar.
Bir darbe yok, hiçbir şey yok. Çocuğu cezaevine atıyorlar.
Çocuk bir hafta yakın cezaevinde kaldı.
Cezaevinden çıktıktan sonra bunlar duydular ki çocuk cezaevinde çıktı.
Bunlar bir daha bizimle diyalog kurmaya çalıştılar.
Ya işte bir tatsızlık bir olay olmuş.
Bu tatsız olayı biz yükseltmesini istemiyoruz, büyümesini istemiyoruz.
Biz esnafız, arkadaşız. Gelin buraya, biz burada oturup anlaşalım,
şey yapalım. Dayımla görüştük, ondan sonra dayımın çocuklarla görüştük.
Biz kendi aramızda işçilere gittik. Ya fazla kimsenin gelmesine de gerek yok,
yani siz gelin falan, tamam
dedik. Orada da biz dayımla beraber, biz üç kişiye arabaya
bindik. Ondan sonra biz oraya gittik.
Orada esnafın yanına gittik. Biz geldik, rica geldik.
Gerekirse özür dileyeceğiz falan. O demiş gitsinler şimdi, ben avukatımla görüşeyim, öyle bir geleceğim.
Bizim de haberimiz yok, yani şifreli
konuşmuş. Biz geldik, 50 metreye aşkın geldik.
Çocuk dükkanı açar açmaz çocuğun üzerine sulandılar.
Ulan Kürtler siz nasıl dükkanı açabilirsiniz?
Hem gelip kavga edeceksiniz burada, hem de burada dükkanı mı açacaksınız?
Çocuğu direkt dövmeye, darp etmeye çalıştılar. Sabalaları falan kırmaya çalıştılar.
Çocuk ellerini ayağımda sürüklenerek biz de gittik yani çocuğu alalım diye.
Gittiğimizde önce dayıma vurdular. Dayımın da yüzü platinli.
Yani bir de başta platin var. Yani biz artık dayımdan hepsinin zopalı şeyleri görünce bir sesimizi çıkaramadık yani.
Bir karşılık da veremedik. O anda dayımı nasıl kurtaracağız, nasıl şey edeceğiz onu bilmiyoruz.
Oraya gittiğimde direkt bana zopayla kolumu da kırdılar, bacaklarımı falan şey yaptılar. Kolum şimdi iki yerden kırık.
Yaklaşık bir otuz, otuz beş dakikaya yani bizi döverek, süründürerek orada süründürdüler.
Oradaki zaten bütün esnaf, kamera kayıtları polis almış bazı kişilerden.
Yüksek sesle bağırarak işte sizi koruyan devletin anasını, evladını ne yaparız?
Kürtleri koruyan devleti ne yaparız?
Yani tamamıyla ıkçı bir saldırıydı
yani. Tamamıyla yani kim ve nefret bir saldırıydı.
Yaklaşık otuz beş dakika sonra polisler geldi.
Polisler zaten geldiği zaman da sadece bizi tuttular yani.
Bizi gözaltına aldılar.
Ben de zaten o zaman kolumun kırıldığını bilmiyordum.
Ayağımın yırtık olduklarını bilmiyordum. Buramın bu şekilde olduğunu bilmiyordum.
Rica ettim o zaman orada siz misiniz?
Su getirdiler bana verdiler.
Ben ondan sonra dedim kalkamadım. Dayım da aynı kalktı.
Ondan sonra kendi kırıklarımızı verene kadar Zeyze gözümüzün farkına vardık.
Ben dört gün Baltaliman'da kaldım. Bugün beşinci gün buradayım.
Benim bazı hastaların olduğu nedeniyle de Baltaliman'da bir kalp krizi de masada kalırım diye orada ameliyat etmediler.
Şimdi buraya gönderdiler. Burada işte bekliyoruz.
Ameliyat olma günü de bekliyorum.
Diyorlar ki buradaki dükkanı kapatacaklar.
Kesinlikle hiçbir zaman buraya uğramayacaklar.
Gidip kendi ifadelerini de geri alacaklar. Biz onları affedeceğiz.
Yetmiş iki kişi polis kaynında var yani.
Yetmiş iki kişinin içerisinde dört kişiyi almışlar.
O da tutuklu mu tutuklu değil mi bilmiyoruz. Haberimiz yok yani.
Parayı da aldılar yani. Orada beni çektiler.
Arabanın altına yatırdılar.
Bin sekiz yüz dolu vardı. Yirmi bin lira yakın.
O parayı da çekip aldılar. Tahmin edersem o iki tane kaspıcı içeride yani.
Bir de diyerler yani hem kasp edildik.
Hem darp edildik. Hem de ırkçı ve çirkin bir saldırıya uğradık yani.
Bir talebimiz sadece bu ırkçı saldırıyı yani zaten biz ırkçılığa karşıyız.
Bu ırkçı saldırıyı kınıyoruz.
Ve bu ırkçı saldırının medyada yani ses kesilmesini istiyoruz.
Bize oldu. Başkalarına olmasın. Bize yapılan haksızlığın eğer gerçekten
adalette cezası neyse o adaletteki cezayı okulasınlar.
Yani ııı kesinlikle ayrımcılık değil de yani o tüzükte olan cezayı versinler.
Biz o zaman tatmin oluruz yani. Adalet tüzüğünde olan cezayı
versinler. Yani sadece kayırmasınlar yani.
End of transcript · 706 words