Critique of Turkish Drama Series Themes
Yine zeka fışkıran, sanat kokan,
oldukça yaratıcı bir Türk dizisi ile imtihan ediliyoruz.
Fakir bir kadın var ve
dünyanın en onursuz, en itibarsız o malum mesleğine
nasıl sürüklendiğini bize o ince nüanslarla anlatıyor.
Fakat ama o ince detaylar öyle bir şey ki,
öyle ajite edilmiş ki, bakın şimdi size bu dizinin içerisindeki o tehlikeyi anlatacağım.
Dizideki bu arkadaş güne uyanıyor ve çay demliyor hani.
Hani dünyada milyonlarca insanın gündelik rutinlerinden birisi olan çayı demlerken
sonra markete gittiğinde olabilir yani enflasyondur,
biraz daha ucuz bir şampuan seçmeye çalışırken
yine aynı şekilde banyoda şampuanın içerisine suyu koyarken
bu drama queen diyor ki artık yeter.
Bu nasıl bir ızdırap, bu nasıl bir çile diyor ve bu mesleğe yöneliyor.
Şimdi benim bu hayatta hep merak ettiğim bir şey vardı.
Böyle sosyal medyada hepimizin keşfetine düşen,
belki bazılarımızın arkadaşlarıdır bunlar falan.
Bunlar normalde hülyaya dalsa rüyalarının içerisinde göremeyecekleri
yatlarda gününü gün ederek fotoğraflar çekiliyor ve ben hep merak ediyorum.
Bu teknede bu arkadaşların fotoğrafını çeken kişi kim? Şimdi bu yatı kim sürüyor?
Seni kim finanse ediyor?
O fotoğrafını paylaşmaktan utandığın abilerimiz kim ya da kimler?
Peki buna hayat diyebilir miyiz? Bence diyemeyiz.
Yani senin telefonda iki dakika gördüğün "Bu da hayatını yaşıyor ya."
Biz evin içerisinde kös kös oturuyoruz, üç kuruş paramız yok diye homurdandığın süreçte
onlara o fotoğraf karesini verebilmek için nasıl bedeller ödüyor biliyor musunuz?
Onların arka planda ödedikleri bedelleri, acı hikayeleri,
kadınlık onurunun nasıl zedelendiğini görseydiniz eminim hiçbiriniz bu hayatlara özenmezdiniz.
Peki biz bu dizileri neden çekiyoruz?
Şimdi uyanıklar diyecekler ki "Biz burada bir mesaj vermeye çalışıyoruz." Bence yemezler.
Çünkü günün sonunda birçok genç kızın zihnine o işaret fişeğini çaktın.
O güya pespaye yaşantıdan
böbreğini satsa giremeyeceği mekanlara,
yıllarca çalışsa alamayacağı çantaya,
yine rüyalarının en derininde bile görmekte zorlanacağı
o lüks arabaların içerisine binemeyeceği yaşantıyı
böyle böyle güzelleştiriyoruz.
Beni en çok üzen de hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz.
Okumanın, entelektüel birikim yapmanın,
bunları yapamıyorsak bile hayırlı bir eş olabilmenin,
vatana millete bir nebze de olsa bir işe yaramanın öneminin anlatılmadığı
ama en gayriahlaki mesleklerin nasıl meşrulaştırıldığını artık görmek istemiyoruz.
End of transcript · 336 words