Human Rights Violations and Accountability
Benim dönemimde insan hakları savunucusu olarak görev almış,
hak ihlallerini yerinde tespit etmiş olan tüm insanlar
Atilla Uğur'u tanırlar,
Musa Çitil'i tanırlar.
Levent Ersöz'ü tanırlar.
Biz bunların hepsiyle birebir yüz yüze de geldik.
İşledikleri cinayetlerin, gözaltında kaybettikleri
insanların, her olaydan sonra bölgeye gittik,
raporlar hazırladık.
Dava, açılan az sayıda davada olsa davaları takip ettik.
Cezasızlığa isyan ettik.
Atilla Uğur'u da tabii ki çok iyi tanırız.
Atilla Uğur zaten en çok Kızıltepe JİTEM davasıyla
bilinen, döneminde, 92-96 yılları
arasındaydı sanıyorum. Kızıltepe'de görev yaptığı sürede "Ben Mardin'in Allah'ıyım." derdi.
Örneğin, Levent Ersöz de, yine Levent Ersöz de Şırnak'ta komutandı.
O da "Burası Şırnak Cumhuriyeti. Buranın da
başkanı benim." derdi.
Hepsi kendilerine böyle isimler takmışlardı ve gerçekten de böylesine güçlüydüler.
Kızıltepe'de yirmi iki insanı, çoğu katledildi. Gözaltında kaybedilenler oldu.
Bunların hepsinin biz tek tek takip ettik dosyalarını.
Hatta o tarihlerde, 94'te, her- o dönemi bilenler iyi hatırlarlar.
Bir Albay Rıdvan Özden'di sanıyorum, öldürüldü. Bir albay öldürüldü ve
bu albayın orada daha barışçıl bir, Tomris Özden, eşi sonra yıllarca
barış mücadelesinin içinde yer aldı, eşi de.
Albay Rıdvan Özden'in öldürülmesinde de adı geçti, Atilla Uğur'un.
Atilla Uğur, sorgusuz sualsiz insanları gözaltına alıp işkenceyle öldürdüğü iddia edilen, bilinen,
iddia edilen demiyorum çünkü biz birçok olayı yerinde gidip tespit ettik.
Ama tabii ki mahkemelerde bunlar sonuçlandırılmadı.
Böylesine acımasız bir insandı, işte kendisine de "Mardin'in Allah'ıyım." derdi.
Sonra Ergenekon davasında, burada bir parantez açayım.
Ergenekon davasında aslında yargılananların çok büyük bir bölümü gerçekten suçluydular.
İşte zaten Atilla Uğur, Veli Küçük. Bunlar aynı ekiptendiler.
Levent Ersöz, dediğim gibi Musa Çitil.
Bunlar aynı, bunlar çok, şiddeti çok ağır kullanan ekiptendiler.
Ergenekon davasında, işte, sanık olarak yargılandılar. Bir süre tutuklu kaldılar.
Ancak daha sonra, işte, AKP'nin iktidar ortaklarının değişmesi ve o derin güçle, işte Vatan Partisi'yle,
bugün şekillenen ya da Zafer Partisi'yle şekillenen, eee ya da devletin birtakım askeri güçleriyle şekillenen o
derin yapıyla büyük uzlaşmaya gittikten sonra Ergenekon davası zaten kapatıldı. Orada haksızlığa uğramış kişiler olabilir.
Hani çünkü deniyor ya "Büyük haksızlıklar." Haksızlık tabii ki yapılmış olan kişiler vardır aralarında ama çok büyük bir bölümü gerçekten suç işlemiş
insanlardı ve dava kapatıldı.
Bir de bu insanlara tazminat ödendi üstüne üstlük yani cezaevinde kaldıkları için.
Atilla Uğur bu nedenle insan hakları savunucuları tarafından çok iyi tanınan bir kişidir.
Tabii şöyle söyleyeyim, yani ben Atilla Uğur'un oğlu olduğu için Oğuzhan Uğur tutuklansın, ceza çeksin
diyecek bir kişi değilim. Eğer bir yargının bir ceza alacak durumu varsa cezasını, tutuklanacak bir durumu varsa tutuklansın.
Biz böyle bakan insanlar değiliz. Yani babası bunu yaptı diye oğlu tutuklansın demiyoruz.
Biz yargılanması gerekenin bu suçlardan babası olduğunu biliyoruz tabii ki.
Ama Oğuzhan Uğur'un da bu Ahbap Derneği ile olan ilişkileri bilinen bir şey.
Bu kadar zenginlik, bu kadar şaşaalı bir hayat kolay bir şey değil.
Ama bunlar için tutuklama gerekir mi gerekmez mi bunu bilmem. Bu yargının işi.
Ama Oğuzhan Uğur'un ben uzun süre cezaevinde kalacağını düşünmüyorum.
İktidarla olan ilişkileri nedeniyle, babasının da ilişkileri nedeniyle Oğuzhan Uğur zaten bir süre sonra çıkar cezaevinden.
Yani Oğuzhan Uğur'la Haluk Levent'in durumu aynı değil.
Haluk Levent kolay harcanabilecek bir kişidir ama Oğuzhan Uğur öyle değil.
End of transcript · 508 words