Critique of Media and Society
Geçen Oğuzhan Uğur un bir videosunu gördüm.
Eski bir video ama daha önce hiç izlememiştim.
Sahneye bir anda sakallı adamlar dalıyor. Bir tanesi masaya ayağını uzatmış,
eliyle yemek yiyor. Diğerinin elinde silah, kafasında sarık bir şeyler yapıyor.
Mini etekli hatunlar bunları kovalıyor. İlginç bir sahne.
Yani nihayetinde komedi programı, gülmüş eğlenmiş adamlar.
İşte büyütecek bir şey yok değil mi? Ben de öyle bakıyordum.
Hayatımda dünyaya böyle biraz liberal pencereden bakmaya başladığım bir dönem oldu.
O zaman ne var bunda ya derdim. Artık demiyorum.
Çünkü bize demokrasi dersi verenlerin seçimleri nasıl manipüle ettiğini,
insan hakları notukları çekenlerin bir katliamı nasıl görmezden geldiğini
ve bize kadın hakları
konusunda ders vermeye kalkanların Epstein dosyalarında neler yaptığını gördüm.
Ve hiçbiri sakallı değildi. Bizi yediler aga.
Bizi çok fena yediler.
Ve bakın bunu öyle sinsice yaptılar ki,
önce kullandığımız kelimeleri değiştirdiler.
Sonra o kelimelerin içerisine belirli görüntüler yerleştirdiler.
Bak mesela, ırkçının
veya karşıtının neredeyse hepsi hedef alınan insan grubunun başına anti ibaresi
getirerek anlatılır.
Yahudi karşıtlığına antisemitizm diyoruz değil mi?
Siyah karşıtlığına anti black, anti asyalı, anti aşı, anti komünist.
Peki bu adamlar Müslüman karşıtlığına neredeydi abi?
İslamofobya, hani klostrofobya ya da işte örümcek korkusu aracınafobya,
saynafobya gibi. Hani kelime nefret eden insanı değil,
korkulması gereken şey İslammış çağrışımı yapıyor.
Çünkü bu sadece bir fobi değil, bu bir iş modeli,
devasa bir savaş ekonomisinin pazarlama diliydi. Trilyonlarca dolar harcandı.
Silah şirketleri, güvenlik firmaları, istihbarat şirketleri devasa ihaleler aldılar.
Ama bir sorun var. Her iş modelinin olduğu gibi,
bunun da varlığını sürdürebilmesi için sattığı
ürüne kesintisiz bir talep gerekiyordu. Peki ürün neydi?
Korku. Ama o korkunun da bir yüze ihtiyacı var. O ne?
Sakal, sarık, silah, bağıran adamlar.
Bakın dünyanın en büyük sapıklık skandalı patlamış 3 milyon belgede yok yok
ama hala bu adamları oturtturamıyorsun bak zihninde.
İşte yıllarca filmlerde, dizilerde,
haberlerde ve komedi programlarında aynı
karakteri tekrar tekrar göstermelerinin sebebi buydu.
Bunun sonucunda da sakalı gördüğünde silahı,
sarığı gördüğünde terörü, müslümanı gördüğünde tehlikeyi düşünmeye başladın.
Ama bu sistem için sadece korku yetmez.
O korkuyu haklı çıkarabilirsin. düşmanlarına da ihtiyaç vardı. Ne yaptılar?
Her toplumda, her millete bulabileceği küçük ama radikal ve cahil tipleri bulup
silahlandırdılar, finanse ettiler ve 5 yetmeyecek bu tipleri hepimize mal ettiler.
Ama en önemli kısım da neydi biliyor musunuz?
Bize sadece Müslümanların kötü olduğunu değil,
iyi olan her şeyin de kendilerinden geldiğini öğrettiler.
Halbuki nutkunu çektikleri tüm güzellikler, tüm değerler asıl bizdeydi.
Senin kitabın oku diye başlıyor.
Bilgiyi aramanı, düşünmeni, sorgulamanı istiyor.
Adaleti yalnızca kendin için değil, düşmanın için bile uygulamanı,
çevrene yardımcı olmanı,
insanları gülümsemeni, hayvanları korumanı, kadını bir metal veya bir seks
objesi gibi değil,
haysiyeti olan bir insan olarak görmeni istiyor.
Onun bundan daha doğru, daha mantıklı, daha insani,
toplumu daha birleştirici başka bir manifesto var mı? Ama yok.
Bunlar kendi kurdukları devasa imparatorluklara,
inşa ettikleri kapitalist sistemlere uymuyordu.
Paran yoksa acından öl, kiranı ödeyemiyorsan vücudunu sat, heyecan
arıyorsan kumara git, zengin olmak istiyorsan fakir ez, dopamin mi istiyorsun?
Al sana kadın, tepe tepe kullan.
Ama baş kaldırırsan, beni sorgularsan, al sana terör. Allahu Ekber.
مشتاق بأيامي
End of transcript · 499 words