Dramatic Dialogue in Historical Context
Merak etmeyin, ben imdi sakinleştiririm.
Devletimizin başındaki huzursuzluğu bastırmaya muktediriz evelallah.
Böylesi badireli vakitte bu ne asiliktir, bu ne kendini
bilmezliktir?
Zübeyde Hatun.
Ben meseleyle alakadar olurum. Siz zahmet...
Geri dur.
Ne cüretle sarayın kapısına dayanıp sesini yükseltirsin?
Cüretimiz rütbemizden gelir Zübeyde Hatun.
Sarayda en mühim askerlere komuta ederiz.
Sultanımızın başına ne geldiğini bilmek isteriz.
Size rütbenizi veren devlettir.
Haddine midir senin gölgesinde olduğun devlete hesap
sormak?
Bilmeniz gereken bir şey olursa haber ederiz.
İmdi
al askerlerini, dön vazifenin başına.
Anlamadınız herhalde Zübeyde Hatun.
Sultan öldü denilir. Eğer yaşıyorsa tez zamanda
görmek isteriz.
Aksi bir durum varsa başımızda görmek istediğimiz
sultanı
kendimiz getirmesini biliriz.
Sen kim olursun ki
devletin kabından beslenip hem de devleti
tehdit edersin?
Kim olursun da
istediğin sultanı getireceğini söylersin?
Ben bu devletin en mühim serhanklerindenim.
Hem hanedanda er kişi kalmadı mı ki
bize baş hatunu gönderirler?
Biz bu meseleleri bir hatunla değil,
erlerle konuşuruz.
Bu hanedanın hatunu da eri de
birdir.
Merak etmeyesin,
erler de olsaydı
imdi benim yapacağımı yaparlardı.
Ne yaparlardı?
Bu kadar asiliğin bedeli
lafla değil
ödetilir erdi. Bu kılıç
Sultan Melikşah'ın kudretini taşır.
Her kim
asiliğe yeltenirse
onun kudretiyle
cezasını çeker.
İmdi
var mıdır kendini devletin kılıcından üstün
gören?
Var mıdır?
Bilinsin ki Sultan Melikşah
dipdiridir.
Kendisi burada olmasa da
gölgesi her yerdedir.
Gayrı başkaldırmaya kalkışan her kim
olursa
devletin kılıcı o başı da indirecektir.
End of transcript · 222 words